Salı, Nisan 17, 2012

bu gün ben hayattayken


sabah altıda uyandım. swann'ların tarafı'nı aldım elime ve biraz okudum ama sonra yine uyuyakaldım. neden sonra cep telefonunun alarmı çaldı, kalktım milan'ı uyandırdım. sabah dersim yoktu, milan hazırlanırken bilgisayarı açtım. sosyal paylaşım şeylerinde bi şey var mı diye baktım ama sosyal paylaşım şeylerinde pek bi şey yoktu. milan gitti. bi kaç köşe yazısı okudum, (kadir cangızbay | darbe marşsız da olur) falan. çok güzel yazıyor bu şahıs. sonra ricky gervais'in yeni dizisini (derek) izledim şuradan. hikaye bir huzurevinde geçiyor, bu açıdan can sıkıcıydı benim için ama sanırım takip ederim artık bundan sonra.

çok az bi zamanım kalmıştı okula. duş aldım ve tıraş oldum ve bir gömlek ütüledim. son derece bir aceleyle yaptım bunları ve neden sonra koşmaya başladım; böylece okula, ilk derse yetişebildim.

öğrenciler yazılıdan aldıkları düşük notlardan dolayı kızgındılar. ben de zekalarına saygı duyan bir sınav hazırladığımı belirterek çalışmadan geldikleri için bir hayal kırıklığı yaşadığımı söyledim.. sonra yeni ünitemize geçtik. (siyaset felsefesi'ne) ünitenin derdini izah etmeye çalıştım ve özellikle ütopya edebiyatı üzerine ilgilerini çekeceğini düşündüğüm bir kaç hikaye anlattım onlara.

zil çaldı ve eve geri döndüm.

kanepeye uzandım. ipod'dan blueberry okudum biraz; derken yine uyuyakaldım ve fakat bir müddet sonra birden uyandım ve dersin başlamasına beş dakika kalmıştı ve koşa koşa evden çıktım. 

ders yapılmayan bir ders söz konusuydu. (bilgi kuramı) bi kaç öğrenci vardı sınıfta. kitabımı açtım. (cemal kafadar | kim var imiş biz burada yoğ iken) süper bi şey. osmanlı dünyasından dört kişiyi ele alıyor kitap: babasından kalan arazi üzerinde haklarını korumak için divan-ı hümayun'a başvuran mustafa adlı yeniçeri; istanbul'da günce tutan seyyid hasan adlı derviş; ticaret için gittiği venedik'te ölen ayaşlı hüseyin çelebi; rüyalarını kaleme alarak şeyhine mektupla gönderen ve bu yolla irşad edilmeyi bekleyen asiye hatun. kitap 'osmanlıda birey' üzerine bir deneme denebilir. 

12b'ye rehberlik dersi vardı. kitaba orada da devam ettim. bi ara çocuklarla fener trabzon maçı üzerine konuştuk. emre trabzon sporlu bi futbolcuya 'pis zenci' falan demiş; atsınlar onu fener'den dedim. fenerliler itiraz ettiler. süper final hocam, dediler, şu süreçte gözden çıkarılabilecek bi adam diil emre, dediler. yemişim süper finalini, diye karşılık verdim onlara, kahrolsun ırkçılar ve küçük hesaplar, dedim. ama kimseyi ikna edemedim. zira kardeşlerim şampiyonluğa dikmişlerdi  gözlerini.

ipodu açtım ve tlon, uqbar, orbis tertius'u okudum tekrar. (şurayı not alayım bu arada). 

zil çaldı. hemen çantamı toparladım, eve doğru neşeli adımlarla fırladım. milan gelmişti, "az dinleneyim, yarım saat sonra çıkarız," dedi. kitap fuarı'na gideceiz birlikte. odama geldim. bu oda düzenlenilmeli diye düşündüm. bilgisayarın başına oturdum. elektrik-su faturasını falan ödedim. biraz sonra milan kalktı. sen giyinmedin mi hâlâ dedi. yok giyinmedim, dedim, hazır mısın, çıkıyo muyuz? dedim. hazırım, dedi.

okul kıyafetlerimi çıkarttım. elele metro'ya kadar yürüdük.

yolda dün neler yaptığını anlattı milan. kızlar toplanmışlar aşk mevzuu üzerine konuşmuşlar falan. ben de milan'a cemal kafadar'ın kitabındaki seyyid hasan'ın evrenle barışık hallerinden falan bahsettim. seyyid hasan,  bi yemek daveti için şehir dışına çıkıyor. derken karısının ölmek üzere olduğu haberi geliyor ve hemen talihsiz koca yol hazırlıklarına başlamak durumunda kalıyor. ama o sırada kendisine ekmek ve kaşkaval peyniri verildiğini söylemeden de geçemiyor. ölüm ve kaşkaval peyniri. biri önemli diye diğeri önemsiz olmuyor onun evereninde. bir stoacı gibi yaşıyor: "stoacı kayıtsızlık ilginin yokluğu değildir; aksine hayatın her anına eşit  (aralarında fark gözetmeden) bir aşk duymak demektir."

ben dün de gitmiştim fuar'a. ve şu kitapları almıştım: cemal kafadar'ın bahsettiğim kitabını. proust'un kayıp zamanın izinde'sinin bütün ciltlerini. david harvey'in "marx'ın kapital'i için klavuz"unu... bu gün de şunları aldık: svevo'nun "zeno'nun bilinci"ni, cortazar'ın "seksek"ini, erasmus'ın "deliliğe övgü"sünü (nihayet), lavrance'in "bakire ve çingene"sini.

eve döndük. milan kalamar'la bi şeyler yaptı. biraz yedim ama sevemedim kalamarı ve milan benim yiyemediklerimi de yedi. masayı kaldırdık. mutfağı toparladım, bulaşıkları yıkadım. 
saat 00:23...

milan erkenden uyuyakaldı bu akşam. yarın psikoloji sınavı var, soruları hazırladım. şimdi proust'a devam ederim biraz, derken uyukalırım heralde.